Münevver yazıyor: Son Berlin Bükücü!

Almanya, hiçbir zaman turistik geziler için cazip bir ülke gibi gözükmese de, hep derdim bir Berlin’e gitsem yeter…

carlie

Eylül ayında Pegasus’un güzel kampanyalarının biriyle 10-12 Şubat için hafta sonu Berlin kaçamağı biletimizi sadece 185 TL’ye almış bulunduk (ucuz bilet almanın en temel yolu, kampanyaları takip etmek :). Sonrasında kalacak hostel arayışı, gezilecek-görülecek yerlerin belirlenmesi sonucu bir baktık yine uçuş zamanımız gelmişti.

Öncelikle pasaport kontrolünden geçtiğimi bilmesem uçağın içindeki insan popülasyonuna bakarak yurt dışına çıkıyormuşum hissini hiçbir şekilde yaşatmayan yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuk sonrası Schönefeld Havalimanına indik. Gece yarısı tamamladığımız uçuş sonrası turist danışma bürolarının kapalı olması ile pek iyi bir başlangıç yapmadığımızı söyleyebilirim.

Kendi başımızın çaresine bakarak merkezi bir lokasyonda olan hostelimiz için tren istasyonunun yolunu tuttuk. En güzel haber otomatik tren bileti alınabilecek otomatlarda dil seçeneği olarak Türkçe’nin de olmasıydı (etnik grup olarak %87 Türklerin olduğu bir ülke için gereksiz bir şaşkınlık). Dört kişi olduğumuz için bir sonraki gün 03:00’e kadar geçerli sınırsız bileti (tüm toplu taşıma araçlarında geçerli) yaklaşık 22 avroya alıp yola koyulduk. Sonrasında hedef noktamıza varana kadar çeşitli teknik aksaklıklardan dolayı yaşadığımız sorunlardan ve indi bindilerden bahsetmeyeceğim, ama burada en önemli vurgu noktam Google’ın haritasından olduğunuz yerden gitmek istediğiniz yer için toplu taşıma rotası seçip ne diyorsa onu yapın, hiçbir sorun yaşamazsınız.

berlin kapak

Alexanderplatz gibi Berlin’in Taksim’i diyebileceğimiz merkezi bir lokasyona yakınlığı ve uygun fiyatı ile (geceliği kişi başı 26 avro) konaklamak için tercih ettiğimiz One80° isimli hostelimize vardığımızda saat 3:00 olmuştu bile. Yaklaşık 5 saatlik bir uyku, hazırlanma ve hostelde yapılan kahvaltı esnasında 48 saatten daha az bir zamanımızın olduğu bilinci ile çizilen rota sonrası, atkımızı beremizi sıkı sıkı takarak Berlin sokaklarını keşfe başladık.

Alexanderplatz meydanı; birçok mağazanın (her kesime hitap edebilecek konseptte), metro-tramvay-otobüs gibi tüm toplu taşıma araçlarının ana durak noktasını içine alan popüler bir buluşma noktasıdır. Kaldığımız yere çok yakın olduğu için bizim için her zaman geziye başlayıp bitirmeyi hedeflediğimiz nokta oldu.

Berlin televizyon kulesi; hedeflendiği gibi Berlin’in simgesi haline gelmiş şehrin en yüksek yapısıdır. Gece geç saatlere kadar yaklaşık 13 avro karşılığı kulenin üst kısmına çıkıp şehri kuş bakışı izlemek mümkün.br once

Berlin Katedrali; namı değer Berliner Dom, birçok turistik mekâna yakınlığı ve neo-barok mimaride tasarlanmış gerçekten dikkat çekici yapısı ve güzelliğiyle Berlin fotoğraflarının başrol oyuncusudur. 7 Avro karşılığı katedralin içini gezmek mümkündür.

Brandenburg Kapısı; Berlin’in bir diğer  simgesi. Bir tarafında çeşitli otellerin, kafe gibi mekanların bulunduğu ve sürekli protestoların yapıldığını öğrendiğimiz alan diğer tarafında ise baharda ya da yaz aylarında daha bir canlı olacağını düşündüğüm Tiergarten bahçesi. Oldukça kalabalık, fazlaca turistik olan alanların başında gelmektedir. Geceleri ışıklandırıldığında daha bir güzel olduğuna emin olduğum bu bölgeyi ben gece göremedim, ama benden sonra gidenler mutlaka görsün.

 

 

brqandengburg

Reichstag; Brandenburg kapısına çok yakın Tiergarten bahçesinin bir diğer yanında bulunan Almanya Parlemento binasıdır. Gezinizin tarihi belli olduğunda internetten alınabilecek randevu ile binanın en ilgi çekici alanı olan cam kubbesi dahil ücretsiz bir turla üstelik rehber eşliğinde gezilebilir.

holocoust

Holocaust Anıtı; Yahudi soykırımında hayatını kaybetmiş Yahudilere adanan bu anıt mezara da yine Tiergarten’den yürüme mesafesi ile ulaşılabilir. Birbirinden farklı boyutlarda iki binin üzerinde taşların dizilimi ile oluşturulan anıt, şehrin ortasında kapladığı büyük alan ile tarihte ki insan kıyımına fazlası ile dikkat çekmektedir.

postmer 1

Postamer Platz; Berlin’in bir diğer popüler meydanlarından dersem, yanlış söylemiş olmam diye düşünüyorum. Meydanı çepeçevre saran yüksek binalar ve belli yerlerinde üstüne rengarenk sakızların yapıştırılmış olduğu (yapıştırılmaya devam edilen) Berlin Duvarı’ndan kalma beton parçalarından oluşmaktadır. Berlin’in bir diğer popüler simgesi Sony Center da bu meydanda bulunmaktadır.

ger

Gendarmenmarkt; Soğuk havanın içimize işlediği dakikalarda sadece şöyle bir bakıp geçebildiğimiz, karşılıklı duran Fransız Katedrali ile Alman Katedrali ve yanlarında ki Konzerthaus olduğu alandır.

Checkpoint Charlie; zamanında Doğu Berlin ile Batı Berlin arasındaki en önemli geçiş kontrol noktalarından biridir. Bu kontrol noktası, genelde üst düzey yönetici, bürokrat gibi o zaman ki üst sınıf insanların geçişleri için kullanılırmış.

Müzeler adası; Şehirde gezerken bizim alacak daha çok yolumuz var dediğim bölgedir. Adanın etrafı kanallarla çevirili olup, Berlin Katedralinin arkasında kalmaktadır. Bizim kültürümüzden ve coğrafyamızdan olduğu için gezmek üzere Pergamon müzesini seçtik.

Burada ufak bir detay vereceğim ki neden daha alacak çok yolumuz var dediğimi açıklamış olayım. Giriş ücreti 13 avro olan müzeden birkaç müzecilik dersi alalım. Müze giriş biletinizi aldıktan sonra hemen dil seçeneğinizi söyleyip ücretsiz otomatik tur rehberinizi teslim alıyorsunuz. Sonra diğer hole geçince vestiyer kısmı karşılıyor sizi. Montlar, ceketler yine ücretsiz teslim ediliyor. Sonrasında sırt çantası ile giriş yasak olduğu için 1 euro depozitolu (ki depozito dolap anahtarını çalıştırmak için) kilitli dolaplara, gezerken ağırlık yapacak tüm eşyalarınızı bırakmanız mümkün.

Müzeyi gerçekten çok beğendim. Çok beğendim çünkü eserlerin büyük çoğunluğu bizim coğrafyamızdan. Bu eserlere ister el konulmuş isterse çalınıp getirilmiş olsun, yine de beğendim, zira kıymet bilmiş almışlar mis gibi de sergiliyorlar. Değer verelim de elimizde tutup biz sergilemesini bilelim diyerek sosyal içerikli mesajımı da vermiş oldum!

East Side Gallery; Spree nehrinin kenarında bulunan yaklaşık 1,5 km uzunluğunda olan birçok grafiti sanatçısının çizimleri ile Berlin duvarından herkes için vazgeçilmez arka plan fotoğrafların çıktığı alandır. Berlin’e gidip de görülmeden dönülmez. İnsanların karalamaması için duvarlardaki grafitiler zincirli demir korkuluklarla kapatılmış durumdalar.

son

Birtakım tavsiyeler;

  • Güzel bir planla şehri gezmek için dolu dolu 3 güne ihtiyaç vardır. (Eğer müzeleri severim kesin zaman ayırırım derseniz sadece Pergamon müzesine en az 4 saat yazın derim 🙂
  • Karnınız acıktığında Alexanderplatz’da bulunan Galeria Kaufhof isimli (Boyner konseptli) büyük alışveriş merkezi içine girin ve köşe bucak gezin. Kıyafet reyonların bir yanında çikolata tezgahlarının ya da bir marketin olduğunu göreceksiniz. Giriş katında olan İtalyan restoranında yediğimiz pizza ve makarnaları beğendik.
  • Berlin denilince en popüler yemek yeme noktası olarak karşınıza çıkacak Mustafas Gemüse Kebap’ta döner yiyeceğim derseniz ortalama 1 saat sırada beklemeyi göze almalısınız derim (biz alamadık, çünkü çok soğuktu 🙂1
  • 2-3 günlük bir seyahat planlayıp, müzeye giderim, toplu taşımaya binerim diyorsanız mutlaka ‘Berlin Pass’ kart seçeneklerini inceleyin.
  • Köşe başı kafesi olarak söylenen kahvaltıları ve kahveleri ile meşhur Einstein Coffee bizi öğle saatinde yemek yemeyeceğimiz için kusura bakmayın diyerek geri çevirdi. İllaki gideceğim diyorsanız ona göre zamanınızı ayarlayıp gitmelisiniz.
  • Plastik şişelerin birçoğu depozito ücretli satılıyor. Eğer şişeleriniz bittiğinde çöp yerine neredeyse tüm marketlerde olan geri dönüşüm makinesine atarsanız o markette geçerli iade depozito fişinizi alıp doyasıya harcama yapabilirsiniz 🙂
  • Son olarak kış ayında seyahat edecekler için, şehrin tartışmasız olarak soğuk olduğunu ve mutlaka çantalara termal kıyafetler alınması gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Kısa Berlin turumdan arda kalanlar bu şekilde idi. Bundan sonraki süreçte de hep gezelim, çok gezelim, çünkü bence bizlere GEZGİN olmak çok yakışıyor! 🙂

-Münevver- the Son Seyahat Bükücü

Bir Cevap Yazın