Safranbolu’nun masal konağı: Gökçüoğlu

Safranbolu’da en sevdiğim yer Bağlar. Eski Çarşı’nın o kutsiyetle korunan, hareketli ve kucaklayan ruh halini asla es geçmiyorum, ama Bağlar bana çocukluğumdan çok şey hatırlatıyor. Uzun sokaklar, büyük ağaçların hüküm sürdüğü geniş bahçeler ve o bahçelerin içinde tüm heybeti ve korunaklılığıyla âbide gibi yükselen konaklar…

Hele bahar aylarında mimozalar ve meyve ağaçları çiçek açtığında saatlerce Bağlar’ın tüm mevkii başlarını, sokaklarını dolaşıp teker teker restore edilmiş ya da kaderine terkedilmiş görkemli konakları seyretmeye hâlâ doyamıyorum. Bu duyguyu bir de Boğaz’a açılınca yahut Ortaköy-Sarıyer hattı boyunca yürürken hissedebilir insan. Bağlar’da bu duygu daha da derin ve karmaşık bir hâl alıyor, çünkü çok daha sessiz, korunaklı ve bilinmeyen duygular gizli konaklarda.

IMG-20170318-WA0026
foto: Yasemin Altıntaş

Bağlar’ın Değirmenbaşı Mevkii’nde birkaç yıl önce bir yere götürdü beni kız kardeşim. Restore edilmiş olan Gökçüoğlu Konağı’nın butik kafesi Marmelat’a. Yaza doğruydu ve bahçedeki cibinlikli oturma yerlerine, bahçenin kendi görkemine, kafenin iç dekorasyonuna ağzımız açık bakmıştık. Yıllarca Marmelat’a gidip geldik, Konak sahipleriyle sohbet etme şansımız oldu, -ki harika insanlar ve kesinlikle ellerindekinin kıymetini bilip onu gözü gibi koruyan değerli bir aile Urgancıoğulları ve bu aile başka bir yazının konusu olacak- güzel yemekler, tatlılar, kahveler ve çaylar içtik, ama otel kısmına hiç çıkmadık, ta ki geçen hafta İstanbul’dan yakın bir dostum misafir olarak gelene dek.

IMG_20170318_182744_638

Arkadaşım, ben bir de Safranbolu’da kalalım istiyorum, merak ediyorum, dedi. 20170318_135857Aklıma ilk gelen yer Gökçüoğlu oldu, rezervasyonu yaptık, bir gün önceden arayıp odamızı hazırladıklarını haber verdiler. Arkadaşım Yasemin, ben ve 4 yaşındaki oğlum otelin sekiz odasından biri ve de en büyüklerinden olan Safran adlı odaya yerleştik. Tek kelimeyle âşık oldum konağa! 20170318_140914

Üstelik Ateş bizden de heyecanlıydı, otellerde kalmaktan neredeyse hiç hoşlanmayan oğlumun mutluluktan çığlık atması beni şaşırtmadı dersem yalan olur. Küçük bölmeleri, kara kapaklı cumbalı pencereleri, rüya gibi ortak alanları, bir çocuğun görmek ve kurcalamak isteyeceği gizli köşeleriyle konak bir hayal âlemi gibiydi.

20170318_141607

O, yemyeşil kocaman bahçesinde oradan oraya koşturup bahçenin diğer ucundaki oyun parkında eğlenirken biz kahvelerimizi içtik bahar güneşinde. Safranbolu’daki uzun turun ardından yorgun düştüğünde akşam güneşi batmaya hazırlanıyordu, odaya onu uyutmaya çıktığımda gözlerim doldu. Bembeyaz, çiçek kokan çarşaflara, 200 yıllık ahşap duvarlara vuran akşam güneşi pencere önlerindeki çiçekli dallardan süzülüp içeri doldu. Kuş sesleri dışında, Bağlar’a özgü o huzurlu sessizlik kadar güzel bir ninni duymamıştır oğlum belki de doğduğundan beri. Onu uyutup gün batana dek odanın o muhteşem halini izledikten sonra, aşağıya Marmelat Kafe’ye indik Yasemin ile birlikte.

IMG-20170318-WA0028
foto: Yasemin Altıntaş

Bir kafede sadece etrafı izleyerek kaç saat oturabilir ki insan! İşte o kadar güzel! French Press’lerde kendi hazırladıkları karışımlardan çaylarımızı içtik, dinlendik, sonra geç saatte hatta aşçı ayrılmışken karnımızın acıkacağı tuttu. Aşçının çıktığını öğrenince resmen hayalkırıklığı yaşarken Otel Müdürü Muzaffer Bey, sizi aç bırakacağımı mı sanıyorsunuz, ben hallederim, dedi!

Meğer Muzaffer Bey daha evvel şeflik de yapmış ve bize harika bir sofra hazırladı. Yemek ve biraz daha gevezelikten sonra odaya çıktık. Konakların genel olarak en temel problemi ısınma. Bağlar da Safranbolu da yaz ortası değilse akşamları her daim soğuk olur. Ayaz buraların genel karakteristiği iklimsel olarak, o yüzden önce kara kapakları kapadık oda soğuk olmasın diye. Sonra uykuya geçtik.

IMG_20170319_223118_903

Ertesi sabah 9.00 sularında kahvaltıya indik, sofra da, kullanılan ürünler de kusursuzdu! İştahına düşkün oğlum ne istiyorsa masadaydı, uzun ve çok lezzetli bir kahvaltıdan sonra Konağın sahibi değerli İsmail Hakkı Bey’in konakta olduğunu duyduk ve tanışmak istedik. Daha evvelki Marmelat ziyaretlerimizde damadı Muharrem Cihan Bey ile birkaç kez sohbet etmiştik konak ve aile hakkında, bu kez İsmail Hakkı Urgancı’yla tanışmak uzun uzun sohbet etmek gibi bir şansım oldu. Saygınlığı, eğitimi, başarıları ve bakış açısıyla hayranlık uyandıran İsmail Hakkı Bey’den güzel haberler de aldık konuşma arasında. Bu yaz kızlarından biri gastronomi atölyeleri yapmak üzere buraya geri dönüyor ve yerleşiyormuş. “Benim çok fikrim yok, ama onların büyük planları var Konak’ta yapılacaklarla ilgili” diyerek bizi de heyecanlandırdı.

IMG_20170319_223016_813

Hayatımdaki en güzel otel deneyimlerinden biriydi Gökçüoğlu, kıyaslayacak olursam bir diğeri Paris’teki Observatoire Luxembourg Hotel’di. “O kadar mı!” diyeceksiniz, evet kesinlikle o kadar güzeldi, ama elbette aradaki fark şu, Observatoire tüm yıl dolu ve çok daha kalabalık ve kurumsal bir ekiple yürütülüyor, Safranbolu Otelleri ise genelde mevsimsel bir doluluğa sahip olduğu için yılın her mevsimi aynı performansı beklemek mantıklı olmayabilir.

Velhasıl 1896’da Gökçüoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılan, geleneksel Türk evinin tüm mimari özelliklerini taşıyan bu yapı karakterini yitirmeden bugüne taşınmış modern haliyle muhakkak ziyaret edilmesi gereken bir konaklama mekânı.

İçine girdiğiniz masalı çok ama çok seveceksiniz!

Bilgi için: http://gokcuoglukonagi.net/

Yazı / Fotoğraflar: Ayşegül Tabak

Fotoğraflar: Yasemin Altıntaş

Bir Cevap Yazın