Haber Bandı

Kimyayı ve yogayı büken akademisyen: Rumeysa Tekin!

Austin Music FestivalSoruları hazırlarken başladım eğlenmeye, cevapları okurken neşem göğe çıktı!Genç bir kadın düşünün, çok güzel, bilimle uğraşıyor, böyle tuhaf, filmlerden fırlamış laboratuvarlarda deneyler yapıyor, yoga öğretiyor, protestolara katılıyor, tüm bunlar her aksiyon filminin platosu olan Texas, Amerika Birleşik Devletleri’nde oluyor, Hollywood-vari bu senaryonun kahramanı güzel ve zeki kadın (çok mu cinsiyetçi oldu burası) bizim buralı! Tam bir KARA-BÜKÜCÜ!

İşte bahsi geçen bu genç bilim insanı Rumeysa Tekin! Çoğumuzun tanıdığı, çıtı-pıtı, çok zeki, sosyal bir insan, harika bir arkadaş ve öğrenciydi bu sokaklarda. Şimdi ABD’de NASA’nın yanı başında kimya alanında önemli çalışmalar yapan, yoga dersleri veren, tam da hak ettiği bir yaşamı inşâ eden genç, başarılı ve çok güzel bir akademisyene dönüştü! Onunla, bu yola nasıl girdiğinden, şu anki çalışmalarına, yoga derslerine nereden başlayıp nasıl bu hâle getirdiğine, Trump’tan Türkiye’ye, oradan Kanada Başbakan’ı Justin Trudeau’ya uzanan inanılmaz keyifli, dolu dopdolu bir röportaj yaptık! Okurken belki kendi adınıza bile rastlarsınız!

Rumeysa kimdir, biraz anlatır mısın geçmişten bugüne kendini?

Karabük’te doğdum, büyüdüm. Evin küçük kızıyım, bir ablam var, bir de abim olsa bu kadar severdim dediğim, ablamın eşi, Cüneyt abim. Beraber büyüdük. Bütün çocukluğum Yenişehir’de, Kübanalar’da, Şapka Büfe’de, Anneler Parkı’nda ve okullar caddesinde geçti (iyi ki de geçti ❤ ) He bir de Bedesten İş Hanı var. Annemin güzellik salonunda, yanındaki kafede, karşısındaki kuaförde, çaprazındaki kuşçuda (pet shop denmezdi o zamanlar), Terzi Mustafa’da Tabelacı Salih Abi’de büyüdüm. 5 yaşına geldiğimde Yenişehir’deki kreşe başladım. Annemle babam sabah bırakırlar, akşam okul çıkışına, çalıştıkları için yetişemezlerdi. Kafeden ‘bir abi’ beni almaya gelir, saat kulesinin merdivenlerinden inip annemin dikkanına getirirdi. Tabii kafeden ‘bir abi’ her gün başka biri olurdu, annem o gün kimi bulursa. Anaokul öğretmenin sorardı:

“Rumeysa, bu abiyi tanıyor musun, kızım?”

“Tanıyorum, öğretmenim” 😊

Sonra Demir Çelik İlkokulu. Canım Sulhiye Öğretmenim… Ne güzel büyüttü, eğitti, işledi. Neredeyse aynı ilkokul kadrosuyla Yenişehir Ortaokulu’na geçtik. Küçük yerde yaşamanın en güzel yanı da bu değil mi zateb? İlkokul arkadaşlarını bulmak için Facebook’a gerek duymuyorsun, hiç kopmuyorsun ki zaten çocukluğundan… Ve sonrası Karabük 75. Yıl Anadolu Lisesi.

DCIM100GOPROGOPR0731.

Sosyal bir çocuktum. Daha küçükken halk oyunları yarışmalarına katılır, başka illere yarışmalara giderdik. Ortaokulda voleybol oynamaya başladım. Benim için dünyanın en güzel bahçesidir Yenişehir Atatürk Ortaokulu’nun bahçesi. Spor salonumuz yoktu, ama olsundu. Canım Nermin Hocam, Hicri Hocam… Çok emeği vardır o okulun çocuklarında. Lisede de devam ettim voleybol oynamaya. Dereceler aldık. Canım Serpil Hocam, Semih Hocam… Her birinin yeri ayrdır.

Velhâsıl, güzel sokaklarda, güzel okullarda, güzel insanların arasında büyüdüm. Şebnem’in dediği gibi “Güzel dostlar biriktirdim, hepsi ailem oldu”. Üniversite’de, İstanbul’da yaşadığım dokuz yıl boyunca her ay Karabük’e gittim, geldim. Ailem hâlâ orada. Altı kişiyiz. Bir yeğenim var, Deniz. O doğduktan çok kısa bir süre sonra ABD’ye geldim. Onun büyüdüğünü kameradan izledim, en zoru da bu oldu sanırım. Hâlen yılda iki kez gidiyorum Türkiye’ye, Karabük’e.

New Mexico - Albuquerqe

Sen çok başarılı bir öğrenciydin, bunu akademik olarak da devam ettirdin, üniversiteye ne zaman, hangi okul ve bölüme girdiğini, neden seçtiğini, üniversite yıllarını anlatır mısın?

Lisenin son yıllarında ne olmak istediğimi hâlen bilmiyordum. Hâlâ derim, 17 yaş bir çocuğun ne olmak istediğine karar vermesi için erken bir yaş. Ne olmak istemediğimi düşünerek yolumu bulmaya çalıştım. Nihayetinde bilim insanı olmak istiyordum, ama nasıl olunacağına dair fikrim yoktu, sanırım. Zaten ne istersen iste, aldığın puan değil mi seni bir yere yerleştirecek olan… Benim için hiçbir bölüm olmazsa olmaz değildi. Bu yüzden kendime bir bölüm değil, bir hayat seçtim. İstanbul’da yaşamak istiyordum, vakıf üniversitelerinin imkânlarının farkındaydım. Dil öğrenmek istiyordum. Tercihlerimi okulda, dershanede değil, babamla yaptım. Son gün Uzay Mühendisliği’ni bile eklemişliğimiz var listemin ortasına. Ve Yeditepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nü tam burslu kazandım. İlk yıl genetik bölümüne geçip geçmemek konusunda çok kararsızlıklar yaşadım. Genetik o zaman çok popülerdi. O zamanki bölüm başkanımız Dr. Mustafa Özilgen Hocam beni Kimya Mühendisliğinde kalmam için ikna etti. İyi ki de etmiş. Temel bir Mühendislik dalında eğitim almanın önemini yıllar geçtikçe anladım.

İstanbul muzzam bir şehir. Orada ‘survivor’ olmak (hayatta kalmak) ayrı bir gayret gerektiriyor. “They call it caos, we call it home” (Onlar kaos der, biz ev) İstanbul’un tek cümlelik özeti. Anadolu Yakası’nda bu kaostan olabildiğince uzak yaşamaya çalışsam da Taksim’in (nerde o eski Taksim!) karmaşasında savrulmaktan da o kadar keyif aldım. Canım Kadıköy. Çok özlüyorum!

Universite mezuniyeti

Yüksek lisans yerine bütünleşik doktora yaptın. Nedir bütünleşik doktora tam olarak ne üzerine yaptın doktoranı, neler yaşadın o süreçte?

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bazı üniversitelerin bazı bölümlerinde bütünleşik doktora programı var. Yüksek lisans sonrası doktora yapmak isteyenlere en az bir sene kazandıran güzel bir fırsat. Yüksek Lisans ve doktora programlarındaki ders sayısı toplamı kadar ders alman gerekiyor, ancak tek tez yazıp mezun olabiliyorsun. Ben aslında yine ite kaka doktora yapmaya karar verdim. Üniversitenin son yıllarında artık yorulmuştum mühendislikten. Bir hafta sonu yine kalkıp gittim Karabük’e, aile meclisini topladım ve Galatasaray Üniversitesi’nde Fransızca İşletme Master’ı yapmaya karar verdiğimi ve beni maddi-manevi destekleyip destekleyemeyeceklerini sordum.

File Apr 22, 8 08 16 PMO gün ablamın ve Cüneyt abimin tepkileri karşısından mutluluktan ağladığımı hatırlıyorum. Fransızcayı ikinci dil olarak öğrenmeye başlamıştım üniversitede. Bunun avantajını kullanmak ve mühendisliğin üzerine MBA (Master of Business Administration) yapıp farklı alanları deneyimlemek istiyordum. Yaş 23’tü ve ben hâlâ ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Yazılı mülakatı geçtim, sözlü mülakata iki gün kala Yeditepe Kimya Mühendisliği’nde doktora yapmaya karar verdim ve dört yıl süren ağır bir mühendislik süreci daha başlamış oldu. Üniversite’de aynı zamanda asistanlık yapıyordum.

Zordu. Doktora dersleri bir yana, laboratuvar hazırlayıp toplamaktan, quiz yapmaktan, ödev ve rapor okumaktan yorulmuştum. Tüm bunların yanında araştırma yapmak daha

da zordu, ama ben çok şanslıydım. Okuldaki idari görevine rağmen (rektördü) benimle laboratuvara giren, deney düzeneği tasarlayan bir danışmanım, kariyer planımı yapan bir mentorum vardı; Dr. Nurcan Baç.

-Çok heyecan verici bir post-doc hikayen var, ama senin bir yurtdışı fobin de vardı, nasıl yendin, neler oldu; bize şu 2003’teki üzücü NASA uzay aracı kazasıyla başlayan süreci anlatır mısın?

İşte burası hayatımın dönüm noktası. Benim hayatımın yönü, Nurcan Hocamla yollarımızın kesiştiği anda değişiyor. Nurcan Hoca Türkiye’nin yetiştirdiği çok önemli bilim insanlarından biri. Onunkisi ODTÜ Kimya Mühendisliği’nden NASA’ya uzanan ayrı bir başarı hikâyesi. 15 yıl ABD’de çalışıyor. NASA’nın Columbia Uzay Mekiği’nin uçuşlarına deneyler hazırlanmasını koordine ediyor, uzaya gönderilecek cihazların tasarım ve üretimlerinin yapılmasını sağlıyor. 2003 yılında Columbia Uzay Mekiği’nin atmosfere girerken parçalanması kazası onunla birlikte benim de hayatımın dönüm noktası. Çok yakın astronot arkadaşlarını o elim kazada kaybediyor. Bunun yanında üç miyon dolarlık bir emek de kazayla birlikte yok oluyor. O kazadan sonra uzay mekiklerinin uçuşu duruyor, NASA’nın bilimsel deneylere harcadığı fonlar kesiliyor. Ve Nurcan Hoca tersine beyin göçüyle Türkiye’ye geri dönüyor. Önce ODTÜ’ye sonra Yeditepe’ye. Ben lisans eğitimimin ortasındayken bölüm başkanımızdı. Lisans tezimle başlayan çalışmalarımızı doktorayla devam ettirdik. Yine Nurcan Hocadır beni doktora yapmaya cesaretlendiren. Doktoraya başladığım dönem rektör oldu. Buna rağmen ne bölümde ders vermeyi bıraktı ne de benimle proje yapmayı.

Doktoramın ikinci yılında yurtdışında bir dönem deneyim kazanmam için beni teşvik ediyordu, ama ben gitmek istemiyordum. Alıştığım düzenden kopmak zor geliyordu. Cesaretim yoktu. Şimdiki aklım olsa Erasmus’a da giderdim. Nurcan Hoca’nın ABD’de yıllarca beraber çalıştığı kimya mühendisi be astronot Dr. Al Sacco Jr. “Uzayda Yaşamak ve Çalışmak” isimli bir konferans vermek için Yeditepe’ye geldi. Onun yoğun programı arasında 10 dakikalık bir sunum yaptım ve beni Texas Tech Üniversitesi’ne davet etti. Aynı Zamanda Yeditepe ve Texas Tech Üniversitesi arasında karşılıklı anlaşma imzalandı, ben de bu anlaşmanın ilk değişim öğrencisi oldum. Sonra TÜBİTAK’a bir proje yazdım ve kabul edildi, böylece TÜBİTAK desteğiyle 2013 yılında 5 aylığına Teksas’a geldim. Şunu söylemeliyim ki Türkiye’de iki yılda yapamadığım araştırmayı Teksas’ta 5 ayda yaptım, çünkü Türkiye’de kimyasal siparişi vermek en az 3 ay sürerdi, burada 3 gün. Türkiye’ye döndükten birkaç ay sonra kendimi sürekli ABD ve Türkiye’yi kıyaslarken buluyordum. Ya doktoramı verdikten sonra Yeditepe’de yardımcı doçentliğie başvuracaktım ya da pot-doc (doktora sonrası araştırma) yapıp kendime yeni ufuklar açacaktım. Ben ikincisini seçtim. Doktoramı henüz bitirmeden Dr. Sacco Texas Tech’te post-doc teklif etti, hemen kabul ettim ve doktoramı tamamlayıp Eylül 2014’te burada işe başladım.

nurcan-bac-albert-sacco

solda Dr. Nurcan Baç, sağda Astronot Dr. Al Sacco Jr.

Seni ABD’ye akademisyen/araştırmacı olarak yollayan rektörün şimdi orada seninle aynı bölümde sanırım!

Evet. Hayat çok enteresan. Nurcan Hoca 2016’nın başında rektörlükten istifa etti, yaz sonunda da bölümü bıraktı. Dr. Sacco, Texas Tech University College of Engineering dekanı. Nurcan Hoca’yı buraya davet etti ve geçen dönemden beri birlikte çalışıyorlar.

Şu an ne üzerine çalışıyorsun? Mesela NASA içinde ya da ses getirecek başka bir proje içinde yer alabilecek konular mevz-u bahis mi? Sen ileride kendini bu gelişmelerin neresinde görüyorsun?

Malzeme sentezi ve karakterizasyonu üzerine çalışıyorum. Materials Characterization Center’da (Malzeme Karakterizasyon Merkezi) araştımacıyım. Burada yirminin üzerinde cihaz var; taramalı mikroskoptan, x-ray difraktometreye, spektrometrelere uzanan çok geniş bir araştırma merkezi. Ben burada genellikle mühendislikte yüksek lisans ya da doktora yapan öğrencilere bu cihazların eğitimini veriyorum. Bunun yanı sıra fizik, kimya, biyoloji, jeoloji ve tıp öğrencileriyle çalışıyorum. Aynı zamanda da zeolit ve zeolit tipi malzemeler üzerine bir proje yürütüyorum. Geçmişte NASA tarafından desteklenen bir proje bu. Gelecekte de neden olmasın? Burada her şey mümkün!

Gelelim senin şu kitlelere ulaşan yoga hocalığı macerana! Nasıl başladın yogaya, ne hissediyorsun, neleri değiştirdi yoga hayatında?

Post-doc için geldiğin zaman başladım yogaya. 2014’te. Texas Tech Üniversitesi’nin mükemmel bir spor merkezi var. Üstelik tüm öğrencilere ücretsiz! Şehirde spor yapma kültürü var. Öğrenciler okula short ve t-shirtlerle geliyor, her an spor yapacakmış yahut henüz spordan gelmiş gibi. Ben de bu kültürü hayatıma katmak istedim. Birçok farklı derse girdim. Barre, core, yoga… Yogaya karşı bir önyargım vardı, ama ben burada yoganın mental bir egzersizin ötesinde, çok yoğun bir fiziksel egzersiz olduğunu gördüm. Hareket etmek kadar bir pozu hareketsiz tutmanın ne kadar zor olduğunu farkettim. Sadece vücudumun ağırlığını taşıyarak ne kadar güçlendiğimi gördüm. Yogayı daha çok sevmeye başladım ve böylece haftanın bir günü başlayan yoga maceram haftanın en az beş günü yoga yaparak devam etti. Belimin güçlendiğini, omurgamın esnediğini hissediyorum. O zayıf, çelimsiz kız şimdi kollarıyla vücudunu taşıyor.

Yoga dersleri vermeye ve bu kalabalığı çekmeye nasıl başladın peki?

Yogaya başladıktan yaklaşık bir yıl sonraydı. Haftanın neredeyse dört günü yoga derslerine katılıyordum. Bir gün ders sonunda koordinatör geldi ve yeni eğitmenler aradıklarını söyledi. Yoga eğitmenimiz David beni gösterip “Bu kız yapar” dedi. O gün o derse katılan tanıdık tanımadık birçok kişiden destek aldım. Beni cesaretlendirmeye çalıştılar (buradaki insanların en çok bu yanını seviyorum sanırım, birbirlerini cesaretlendirmelerini!) ama ben o kadar emin değildim bunun iyi bir fikir olduğundan. İnsanların karşılarına geçip bir şey öğretmek değildi çekincem. Senelerce asistanlık yaparken de ders anlattım. Sorun aksanımdı. Rahatlamaya gelen insanlar bir saat boyu aksanlı bir sesi dinlemek istemezler diye düşünüyordum. Yine de seçmelere katıldım ve kabul edildim. Yanılmışım, aksanımla kabul gördüm. Haftanın bir günü ders verirken şimdi haftanın üç günü yoga ve acroyoga dersi veriyorum. Hayatımda yaptığım hiçbir iş ruhumu bu derece doyurmamıştı. 30 yaşımdayım ve artık hayatım boyu ne yapmak istediğimi biliyorum; Yoga öğretmek!

Teksas nasıl bir yer, büyüdüğün yer ve İstanbul’la karşılaştırsan genel iklimi ve insanları hakkında ne söylersin?

Texas Tech, Lubbock’ta, Batı Teksas’ta Yahşi batı dediğimiz, yani bildiğin yerel insanların kovboy çizmesiyle, şapkasıyla gezdiği bir şehir. Yüz ölçümü olarak büyük olsa da Teksas’ın diğer şehirlerine kıyasla küçük bir şehir. Havası sıcak, insanları sıcak. Trafik yok ve yaşaması kolay. Birinden selam alman için göz göze gelmeniz yeterli. Çok konuşkanlar. Bir gün bölümde asansöre postacıyla beraber bindim. İndiğimizde bana emeklilik hayallerini anlatıyordu, üstelik sadece bir kat yukarı çıktığımız halde! 😀

Teksas’ın başkenti Austin, bana göre ABD’nin en güzel şehirlerinden biri. Tam bir hipster şehri. Sanırım ABD’nin en az Starbucks görebileceğiniz, Hard Rock Cafe’nin olmadığı, ki ABD’nin her büyük şehrinde vardır, yerel dükkanların korunduğu şehri. Sloganı “KEEP AUSTIN WİERD”. Tam Türkçe karşılığı “Austin’i Tuhaf Tutun”, ama arkasında yatan anlam “Austin Yerel Kalsın”. Teksas gibi Cumhiriyetçi (muhafazakâr) bir eyalette demokratların çoğunlukta olduğu bir yer. En çok yaşamak istediğim şehir.

Obama’nın yani demokratların himayesindeki ABD’ye gittin, ama şimdi cumhuriyetçi (bizim buralarda muhafazakar dediğimiz) Trump’la karşı karşıyasın. Nasıl kıyaslarsın iki başkanı ve şu anki atmosferi. Endişelerin oldu mu?

Olmaz mı! Hâlâ var. Muslim Ban (Müslüman ülkelere uygulanan seyahat yasağı)’dan sonra protestolara katıldım, arkadaşlarıma destek olmak için. Bugün onlara yarın bize nihâyetinde. Çok üzücü hikâyeler var. Çocuğunun mezuniyetini göremeyecek anneler, ailesini, ülkesini ziyaret edemeyecek öğrenciler, profesörler… Obama’nın konuşmalarını izlerken gönlüm kabarırdı, insanlık adına gurur duyardım. Trump’ı dinleyemiyorum bile. Bu da benim bahtsızlığımmış.

8Obama-Trump

Oradaki sosyal hayatın, arkadaşlıkların nasıl? Mutlu musun? Irkçılık var mı bir de hissedilir boyutlarda?

Irkçılık hiç hissetmedim. Yok diyemem, arkadaşlarımdan dinlediğim hikâyeler var, ama Avrupa’ya kıyasla ABD’de yabancı olmak çok çok kolay. Mutluyum. Hatta çok mutluyum. Buraya ilk geldiğimde sözleşmemi bir yıl yaptım. Her yıl Türkiye’ye döneceğim diye diye üç yılı devirdim burada. Çok tatlı arkadaşlarım var. Meksikalı, Kolombiyalı, Kosta Rikalı, Brezilyalı, Filipinli, Tayvanlı, Nijeryalı… Dünyanın her yerinden, her milletten insan. Çoğu doktora ya da post-doc yapıyor. Küçük bir şehirde yapacak en güzel şey arkadaşlarınla bir araya gelmek (tıpkı Karabük’te olduğu gibi) Biz de öyle yapıyoruz. Ev partileri düzenliyoruz, college barlara gidiyoruz. Bu ara en sevdiğimiz şey PlayStation’da Just Dance oynamak ve Rock Band’de çalıp söylemek. Arkadaş konusunda gerçekten şanslı hissediyorum kendimi. Okuldan mezun olup başka şehirlere giden arkadaşlarımızla bile bir araya gelmeye çalışıyoruz her fırsatta. Meksika’ya düğüne bile gitmişliğim var 😊

Mexico - Monterrey

Binlerce km uzaktan ülkene baktığında neler görüyorsun?

Büyük, çok büyük bir lahmacun! 😀 Şaka bir yana, son üç yılda gözlerimizin önünde ‘Güzel bir Akdeniz ülkesi’nden ‘Orta Doğu ülkesi’ne döndük. 2013’te ilk geldiğimde Türkiye diyince ‘Aaa ne güzeli İstanbul harika bir şehir, çok gitmek istiyorum’ diyen insanlar, şimdi ‘Suriye’yi, IŞİD’i’ soruyorlar. Üzülüyorum, çok üzülüyorum.

Gelecek planların ne durumda?

Bir süre daha buradayım. Texas Tech’te yaptığım işi çok seviyorum. Çalıştığım merkez özellikle malzeme alanında çalışan biri için ‘hazine’. Burada, hâlâ öğreneceğim çok şey var. Buradaki projemi bitirdikten sonra profesörlük yapmak istiyorum. Akademi güzel, araştırma yapmayı da öğretmeyi de seviyorum.

File Apr 22, 8 10 48 PM

Karabük için ne yapmak isterdin? Bir bilim insanı, akademisyen ve yogi olarak sen neyi tamamlamak isterdin şehrinde?

Profesörlüğe başladığında ekibime Türkiye’den öğrenci almak gibi bir hayalim var. Türkiye’de gerçekten çok akıllı öğrenciler var, özellikle mühendislikte sıkı bir disiplinden geçiyorlar. ABD’deki imkânların onları 10 adım daha ileri götüreceğine inanıyorum. Özellikle Karabük’ün potansiyeli çok yüksek. Memleketimin çocuklarıyla ayrıca gurur duyuyorum.

Yogaya gelince. Yogaya başladığım günden bu yana ailemi ve arkadaşlarımı yoga yapmaları için teşvik ediyorum. Özellikle sosyal medya çok güçlü insanlara ulaşabilmek için. Instagrama koyduğum mini yoga videolarıyla yoga egzersizlerimi paylaşıyorum. Yogaya başlayanların olduğunu görmek beni çok mutlu ediyor. Acroyoga yapanlar bile var, fotoğraflarını gönderiyorlar bana. Karabük’te bir yoga workshop’ı yapmak gibi bir düşüncem var. Bakalım belki bu yaz yaparız öyle bir şeyler 😊

Kanada hakkında ne diyorsun, Trudeau mesela? 😃

Kanada, çok yakışıklı bir ülke!!! Bakar mısınız şu adama 😃

justin-trudeau-yoga

Kanada Başbakanı Justin Trudeau insancıl, demokratik seçimleri ve yoga merakıyla biliniyor.

İnsan bunları görünce “Gençliğimizin en güzel yıllarını böyle yönetimlere denk getirecek ne günah işledik!” diye sorası geliyor! 😊 Kanada, ABD’de çalışan birçok yabancının olduğu gibi benim de B planım. Tek korkutan soğuk havası, ama Trump kovalarsa da Trudeau’nın kollarına koşarım tabii!

En sevdiğin kitap, dizi ve müzik türü/grup ya da müzisyen?

İrlandalı yazar Maeve Binchy’nin romanlarını çok seviyorum. Hikâyelerinde hep Dublin’i anlatır, o yüzden en çok görmek istediğim şehirlerin başsında gelir Dublin. Türkiyeli yazarlardan Zülfü Livaneli’nin kitaplarını severim; Serenad unutamadıklarımdan.

Takip ettiğim çok dizi var. Game of Thrones’u soluksuz izliyorum. House of cards, Narcos, Shameless, Manhattan, Californication…

Türkçe müzikten tabii ki hiç vazgeçmedim, Teoman hâlâ liste başım. Redd dinlemeyi çok seviyorum. Can Bonomo’ya bayılıyorum. Yabancı favorilerim bu aralar The Weekend ve Ed Shareen.

(Ayşegül’e not: Canım Ayşegül’üm, günümü güzelleştirdin. Sabah ofisime gelip çayımı koydum. Spotify’dan Türkce playlistimi açtım. Çocukluğuma, memletime, ülkeme gittim. İçim ısındı. Teşekkür ederim.

(ayşegül’den not: asıl ben seni burada yanımda gibi hissettim cevapları okurken ve kahkahaları basıp hüzünlenirken, iyi ki varsın!

Rumeysa’nın Yoga videolarından biri daha meraklıları için burada:

Son Yazılar

Masal bahçesi: Büyük Kulüp

karabukucu tarafından Yeme-İçme / Mekân kategorisinde

İlk kaşığı aldığım o anı hiç unutmayacağım, arkası bir sevinç dalgasıydı çünkü! 5 yaşından beri aradığım tadı, babamla annemin evlendiği, benim çocukluğumun geçtiği eski İşçiler Lokali'nin yeni hali olan Büyük Kulüp'te, Kulübün iki yıldır işlettiği bahçesinde buldum! [...]

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: