Haber Bandı

Münevver Geziyor: Son Oslo Bükücü

Oslo; İskandinavya coğrafyasının birçok ön yargı ve güzelliği ile bilinen cennet köşesi.

Birçok Avrupa şehrine seyahat ettikten sonra aslında aradığım, hep zihnimde olan, bizden bir nebze de olsa farklı ‘Avrupa’yı’ bir türlü bulamamıştım. Bunun farkına vardığım günlerde kıtadaki rotamın artık Kuzey olması gerektiğine karar vermem pek de zor olmadı.

2

Gel zaman git zaman yine bir havayolu firması kampanyası ile yaklaşık 7 ay sonraya J Oslo biletimizi 185 TL’e (gidiş-dönüş) aldık. Bilet aldıktan çok kısa süre sonra yine yakaladığımız özel bir indirimle Saga Hotel Oslo Central’da kişi başı kahvaltı dahil gecelik 28 avroya rezervasyonumuzu yapmıştık (hostel zihniyetinde olup otel olanaklarına sahip, şehir merkezinde, tertemiz, şahane kahvaltısı olan turistik amaçlı bu zamana kadar konakladığım en güzel mekan) Uçuş tarihimiz gelene kadar yaptığımız araştırmalar şehrin çok küçük olduğu ve çokta yapacak bir şey olmadığı düşüncesiyle bazen sıkılacak mıyız acaba, hissine kapılmama neden olsa bile nasıl olsa 4 kişiyiz en kötü oturup muhabbet ederiz rahatlığıyla tüm hazırlıklarımı ekip arkadaşlarımla birlikte tamamladım. Seyahat günü yaklaştıkça aslında en çekindiğim konu tabiî ki Oslo’nun dillere destan pahalılık sorunu oldu, ama ölmek var dönmek tabiî ki yoktu 🙂

 

Tarihler 18 Mart Cumartesi saatler 11:30 da gösterdiğinde uçakta yerimizi çoktan almıştık. Sanırım ön izlenim olarak ilk kurduğum cümle nasıl bir şehre gittiğimiz uçağın içindeki insan profilinden belli olduğuydu.

Yaklaşık 4 saatlik uçuşumuzun sonrasında Oslo Lufthavn havalimanına varmıştık. Hızlıca gerçekleşen kontrol sonrası öncelikle avrolar Norveç kronuna çevrildi. Burada ufak bir detay, havalimanındaki döviz bürolarında TL den krona para geçişi yapmak mümkün. Ayrıca her bir para değişim işlemi için komisyon ücreti alınıyor. Kalabalık olursanız tek seferde yapmak karlı olacaktır.

Artık hızlı trenle şehir merkezine gitme vakti. Otomatik bilet makinalarından tek yön şehir merkezi biletine NSB firmasından 93 NOK’a (0,45 NOK = 1 TL) alıp trenimizin kalkacağı durağa gittik. Temiz, konforlu, sıcak ve hızlı wi-fi erişimi olan tren ile şehir merkezine ulaşım yaklaşık 35-40 dakika sürmektedir. Merkez tren istasyonuna vardığımızda aslında öncelikli şu çok meşhur pahalılık durumunu acil analiz etmemiz gerekiyordu. Hemen bir markete girdik 0,6 lt lik pet şişe suların 45 kron olduğunu görünce hayatın acımasız gerçeğiyle karşılaştık J Daha sonrasında Burger King tabelalarında hemen TR de ki menü fiyatları karşılaştırıldı ve tam 2 katı olduğu görüldü ve ardından derin bir nefes. Şehir ciddi anlamda pahalı gençler…

Otele varış ve yerleşme işlemleri ardından şehir keşif turuna çıkmak için kendimizi hemen Oslo sokaklarına bıraktık. Aslında ilk rota olarak gitmeden önce araştırıp restaurant ve cafeleri ile şehrin son dönemlerde ki en popüler bölgesi olan marina kısmına yani Aker Brygge e doğru yola devam ettik. Sokaklar çok canlı ve hareketli. İnsanlar çoluk çocuk sokaklarda diyebilirim. Mekanlar dolu herkesin keyfi yerinde ve mutlu. Hatta alışılmışın dışında insanlar çok mutlu!

1

Aker Brygge bölgesi, modern ve farklı mimariye sahip 5-6 katlı geniş balkonlu birçoğu ev, bir kısmı ofis gibi kullanılan binalardan oluşuyor. Hemen hemen her binanın altında ise çok çeşitli cafe ve restoranlar var. Bununla birlikte hemen giriş kısmında ufak bir alışveriş merkezi var. Binaların aralarından ufak kanallar geçiyor ve bu kanallarda insanların ufak teknelerini bağlayabilecekleri park istasyonları mevcut. Kanalları birbirine bağlayan köprüler ile marinanın en uç kısmına vardığımızda şehrin popüler gün batımı izleme noktasını bulmuş olduk. Bir yandan gün batımı diğer tarafta şehir manzarası arasında dönerken şehirdeki huzur içimize işlemeye başlamıştı bile.

Kararmaya başlayan hava ile şehrin bir diğer popüler ve hareketli olduğunu notlarımıza yazdığımız Karl Johans Gate mevkisine doğru yol aldık. Caddeyi turlamaya ortasından başlamış olsak da artık amacımız yemek yiyebileceğimiz bütçemize mantık çerçevesinde uygun bir yer bulmaya çalışma işlemine başladık. Girişinden bakıldığında çok küçük bir pizza dükkanı izlenimi veren Peppes Pizza’da karar kıldık. İçeri girdiğimizde aslında mekanın uzunlamasına çeşitli bölmelerden oluşan oldukça sevimli bir yer olduğunu görünce mekanla direk gönül bağı kurduk J Akşam yemeği ardından hemen otele varış ve yorucu olacağına ant içtiğimiz Pazar gününe hazırlık.

Muhteşem bir kahvaltı ardından bir önceki gün şehir keşif turunda çizilen rotaya göre hareket etmeye başladık. Öncelikli durağımız

Oslo Opera Binası;

3

Bembeyaz mermerlerden inşa edilmiş deniz kıyısında şehrin orta yerinde olan Oslo’nun simgesi haline gelmiş bir yapıdır. Birçok mimari ödül almaya hak kazanan bina ünü ve namı ile elinde valizi olan bir çok turistin ilk durak noktası olmuş.

Sonrasında Aker Brygge tarafında yer alan ufak turist bilgilendirme bürosundan 24 saat geçerli Oslo Pass lerimizi satın aldık ve Oslo pass imiz ile ilk durağımız;

Nobel Peace Center;

4Hepimizin bildiği Nobel Barış Ödüllerinin müzesi diyebiliriz. Bu müzede Nobel Barış Ödüllerine ve bu zamana kadar bu ödüle layık görülen simalar hakkında birçok bilgi edinilmesi mümkün. Çeşitli bölmelerden oluşan müzenin muhtemelen en ilgi çekici alanlarından biri olan karanlık bir odada her bir akıllı ekranda ödül almış birinin resminin olduğu ve bu ekranlarında etrafında olan sensörler sayesinde önünde olduğunuz ilgili ekranda otomatik o kişi ile ilgili bilgilerin verilmesi. Nasıl olduğunu anlamasam da ben bu bölmede iken bir anda tüm ekranlar Nelson Mandela portresi olup, tüm odada onu anlatan 1-2 dakikalık bir an yaşadım, 5gerçekten etkileyiciydi. Müzenin çıkışına geldiğimizde ise alt katında ki bir salonun Lübnan devletinin başvurusu ile ortak bir çalışma sonrası Suriye savaşı sonrası Lübnan’a sığınan sivil halkın ne durumda olduklarını neler yaşadıklarını özetle çaresizliklerini tüm ziyaretçilere sergilemişler. Aslında tam bu nokta da bir dakika ya Suriyeli mülteciler, savaştan kaçan sivillerin tartışmasız çoğunluğu bizim ülkemizdeyken avuç içi kadar Lübnan’a bak hele neler yapmış. İster reklam olsun, isterse gerçek, bu insanlık dramının farklı coğrafyalarda göstermek herkese bildirmek düşüncesi bence gerçekten çok başarılı bir proje idi. Hani insan diyor ki keşke bizde önderlik yapıp sahip çıkmaya çalıştığımız bu insanlar için gerçekten elle tutulur bu şekilde bir şeyler yapsak. Ama nerde biz siyaset yaparız 😉 Neyse bizleri gerçekten duygulandıran hatta ağlatan videoların olduğu bu kısmı da tamamladıktan sonra müzenin hemen çaprazında müzeler adasına giden motorların kalktığı alanda yerimizi aldık.

 

 

İkinci durağımız Vikinglerin müzesi;

6

Vikinglerin memleketine gelip müzelerini gezmemek olmazdı tabi J aslında müze içinde toplamda 3 tane Viking teknesi sergilenmektedir. Bunlardan bir tanesi pek tekne gibi gözükmese de müzede sergilenmektedir. Bunların yanında o dönemlerde teknelerde ve sosyal hayatlarında kullandıkları bir takım günlük eşyalarında sergilendiği ufak bir alan yer almaktadır.

Üçüncü durağımız Norsk Folkemuseum;

7

Norveç yaşam kültürünün sergilendiği keyifli bir açık hava müzesi. Müzeye girdiğinizde doğa yürüyüşü gibi gezintiye başlanıyor. Çeşitli bölgelere özgü farklı tarihlerde ki okul, ev, çiftlik gibi yerler sergileniyor. Birçok evin içinde temsil ettiği tarihleri simgeleyen o dönem ev eşyaları da bulunmaktadır. En çok şaşırdığım yapılardan biri Karadenizlilerin çok iyi bildiği Rizelilerin Nayla Trabzonluların ise Serander diye nitelendirdiği herkesin evinin yanında olan, özellikle yiyecek depolama alanı olarak kullanılan minik ahşap yapılar. Mimarileri içleri hatta fare çıkmaması için yere oturduğu ayakların üzeri bile aynı. Peki uzmanlık sorusu Norveçliler mi bizden biz mi Norveçlilerden görüp kullanamaya başladık naylaları 🙂 ?8

Üçüncü durak Oslo Fjordları;

Norveç denilince akıla gelen olmazsa olmaz fjordlar dan asıl görsel şov sergilen kuzey fjordlarına madem gidemeyeceğiz Oslo fiyordlarını görmüş olalım diyip sezonun açıldığı ilk günlerde tekne turuna katıldık. Hava her ne kadar çok soğuk olmasa da (kıyıda henüz hareket etmeden) insanlar tekneden üçerli beşerli polarları alıp sarılınca bir anda napacağız korkusu ile 2 kişiye 1 polar bulup birbirimize sarılıp etrafı izlemeye koyulduk. Çok tatlı evleri görmüş olsak da o görmek istediğimiz fiyordlarla Oslo fiyordlarının uzaktan yakından alakası olmadığını yaşadık ve gördük.

9

Soğuk ve çok lokasyonlu bir gün ardından akşam yemeği için Grünerlokka bölgesini tercih ettik. Aslında gönlümüze göre çok bir yer bulamasak da dışarıdan hem sevimli ve davetkar gözüken Mucho Mas isimli mekana kendimizi attık. İçerisi küçücük ama tıka basa dolu olan bu sevimli restaurantta muhteşem hamburger yedik. Sonrasında sıcak bir şeyler içmek için Vespa&Humla isimli cafeye gidip, aslında sipariş verdiklerimizden pek memnun kalmasak da sıcak kanlı ve sempatik garsonu sayesinde (her mekanda olduğu gibi) bu mekandan da yine memnun ayrıldık 🙂

Son gün aktivitesi olarak Vigelandsparken gezisi;

10

Yol kenarlarında ki hafif hafif kar birikintileri, donmuş bir gölet ve onlarca heykel. Etrafın tam yemyeşil olmadığı bir dönemde bile gerçekten çok güzel doğası ve atmosferi olan bir heykel parkıdır. Tüm heykellerin ve parkın dizaynı Gustav Vigeland isimli heykeltıraşa aittir. Dünya’da ki en büyük açık hava heykel müzesi desek yeridir.

Özet izlenimler;

  • Beni en çok şaşırtan ve düşündüren şeylerden biri şehirde bulunan (Vigelandsparken parkı dışında) tüm heykeller kadın heykeliydi. Diğer Avrupa şehirlerinde gezerken hep uzun boylu kaslı ya da askeri rütbeli erkek heykeli görmeye o kadar çok alışmışım ki bu durum benim için ilginç bir konu oldu. Nedenlerini araştırmaya devam ediyorum! 🙂
  • Arkadaş bu şehirde yer gök Tesla. Sanki şehre Tesla harici araba sokmak yasakmış gibi renk renk, model model Tesla ları sokaklarda gördükçe her Türk genci gibi yok artık ile başlayan şaşkın ifadeler ile yolumuza devam ettik.
  • Şehir fazlası ile pahalı bundan dolayı eğer ben dışarıda yeme-içme durumlarına düşkünüm diyenler için ciddi bir bütçe ile bu şehre gelmeleri tavsiye edilir (Pizza fiyatları 185 kron – 300 kron arası, kola ortalama 40 kron gibi)
  • Musluktan su içilmesi bütçe için en önemli faydalardan biri (ben mataramla gittim her yerden su takviyesi yaptım kendimeJ)
  • İnsanlar inanılmaz mutlu ve huzurlu. Bence dünyada ki cenneti yaşıyorlar. Yaşam mücadelesi vermedikleri o kadar belli ki, insan onların içlerinde iken peki bizim neden böyle bir hayatımız yok diye imrenerek incelemekten kendini alamıyor.
  • Oslo Pass can kurtarır. Net bilgidir, not edilsinJ. Havaalanındandan da temin edebileceğiniz bu kartlar sayesinde tüm müze, ulaşım araçlarını (havaalanı transferi dahil) bedava kullanmanız mümkün.
  • Müzelerin tek giriş ücreti 100 kron (18 yaş altı çocuklar ve gençler için ücretsiz)
  • Şehir merkezi sanki yeni inşa ediliyormuş hissine kapılmamak elde değil. Her yerde kule vinçler ve iş makineleri var.
  • Mart ayında gittik ama hava korkulacak kadar soğuk değildi. Hatta gönül rahatlığı ile İstanbul’dan pek bir farkı olmadığını söyleyebilirim.11

 

 

Sonuç olarak; büyük beklentilerim olmadan gittiğim Oslo’yu ve insanlarını çok sevdim. 3 günlük bir tatil kaçamağı sonrasında barındırdığı huzuru direk içime işlediğini açık yüreklilikle söyleyebilirim. Bundan sonraki planlarımda sanırım sıkça planlarım arasına girecek bu coğrafyaya benden selam olsun!

Son Yazılar

Masal bahçesi: Büyük Kulüp

karabukucu tarafından Yeme-İçme / Mekân kategorisinde

İlk kaşığı aldığım o anı hiç unutmayacağım, arkası bir sevinç dalgasıydı çünkü! 5 yaşından beri aradığım tadı, babamla annemin evlendiği, benim çocukluğumun geçtiği eski İşçiler Lokali'nin yeni hali olan Büyük Kulüp'te, Kulübün iki yıldır işlettiği bahçesinde buldum! [...]

1 Yorum

Münevver Geziyor: Son Oslo Bükücü hakkında 3 Yorum

  1. Alper İynem // 5 Haziran 2017, 18:05 // Cevapla

    Güzel bir yazı olmuş.Tebrikler. Yakında bizim de Norveç planımız var. Merak ettim, Oslo Pass ‘in fiyatı nedir ?

  2. Ali Ömer Köroğlu // 9 Haziran 2017, 11:59 // Cevapla

    Kalemine sağlık kızım güzel yazı olmuş.devamın bekliyoruz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: